Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
“GiTtiN... solan bir mevsim değil sadece bendim. Şimdi ay güneşim oldu..”
Herkesin bir tanımı vardı aşka dair. Herkesin farklı bir aşk sunumu. Benim de...
Mutsuz aşktı benim sahnemde hayat bulan aşkın adı...
Donuk ve mat ama kutsal bir aşktı. Madde bağımlılığı gibiydi, nefes alamayan astımlı bir hastaydı o, ama onurlu bir aşktı.
Maskeli balo müdavimlerinin adını aşk koydukları ölüm ayinlerinden değildi.
Aynaya bakmaya korkan yüreklerin harcı da değildi böyle bir aşk.
Aşkı, aşk yapan tek kişilik olmasıydı belki de. Kana karışan yoksunluğun her geçen saniye artarak daha çok acı vermesiydi... Çaresizlikti o. Asla tutku ya da şehvet değildi.
Vücutlar yoktu onun içinde, ne maskeler ne de hesaplar.....
“Şehir, ışıklarını yine söndüremedi. Şehir, yaşanılan cinayetlerin tek tanığıydı. Özenle çıkarılıyordu maskeler, özenle takılıyordu sonra...”
Aşk, yürek işiydi, yürek yoksa aşk da olmazdı. O bir iç kanamasıydı. Tutku ya da şehvet değil... Bir de utanmadan aşktan söz edenler vardı, kirletenler. İnce hesap duayenleriydi onlar. Dudaklarında şehvet, tenlerinde ihanetin dövmesi vardı. Kaslarında bir gece önceki sahte dokunuşların sızısı, o sızı ki bir tek kaslarındaydı...
Mekanikti bedenleri gibi yürekleri de. Her yerde görebildiğiniz türdendi bu ince hesap duayenleri. Başkalaşmış aşkların başkalaşmış adam ve kadınlarıydı onlar. Yüzlerinden tanırdınız onları, ifadelerinden, pazarlıklı gülüşlerinden. Masum olanı yaşatmazdı yürek müsfetteleri. Sürekli yenilerlerdi belleklerini. Acıyı da böyle uyutmuşlardı, Aşkı da...
Oysa Aşk, içinde acı olmadan ne kadar onurlu olabilirdi ki...